YAZILARIM

KONUŞMA SORUNLARINDA DUYU BÜTÜNLEME

Anne karnındaki bebeğin, 20. Haftada annesinin sesini duymaya başladığını biliyor muydunuz?…İşitme duyusu, anne karnında gelişen ve işlevsellik kazanan ilk duyulardandır. Bu nedenle anne adaylarına bebeğiyle konuşma, müzik dinleme, sesli güzel hikayeler okuma yönünde tavsiyeler verilir. Doğduğunda bebek annesinin sesini ayırt ederek sakinleşir.

Doğumdan hemen sonra işitme başlasa da konuşma için daha zamana ihtiyaç vardır. Ses yani hava titreşimleri dış kulak tarafından alınır ve orta kulakta kulak zarını titreştirir. Orta kulakta ki küçük kemikler aracılığıyla yarım daire kanallarındaki sıvıya iletilir ve koklea uyarılır. Son olarak ses, koklear sinir tarafından beyin sapı yoluyla kortekse taşınarak elektriksel dürtü haline ulaşır. Sağlıklı gelişen işitme sistemi bu şekilde çalışır.

Agulama ile ses çıkarmaya başlayan bebeğin, konuşmaya başlaması için harfleri doğru ağız hareketleri ile ardı sıra tekrar edebilmesi gerekir. Dil, dudak ve yanak kaslarının koordineli çalışması sonucu sesler oluşur ve konuşma meydana gelir. Ağız çevresi kasların gelişmesi ve vücut farkındalığı ile beden kontrolünün sağlanması sonucu kelimeler konuşmaya dönüşür.

Duyusal Bütünleşme ve Konuşma

Duyusal ve aktif kas hareketlerinin deneyimi konuşma gelişiminin temelidir. Bu konuda zorlanan pek çok çocukta denge, vücut farkındalığı ve dokunma duyusu ile ilgili duyusal işlemleme problemlerine sıkça rastlanıyor. Çünkü konuşma öncesi çocuk vücudunun uzaydaki yerini bilmeli ve kendi isteği ile hareket ettirebilmeli. Ayrıca sesin ayrımına varmalı, doğru sesi çıkarmak için dil, dudak ve yanak kaslarını koordineli kullanabilmelidir.

Beynin temporal lob denilen bölümü beden farkındalığı, işitme, konuşma, lisan ve hafızadan sorumludur. Konuşma ve beden farkındalığı arasındaki bağlantının en önemli sebebi beyinde aynı bölgede işlemlenmesidir.

İç kulakta bulunan denge ve işitme merkezinin bir arada uyumlu çalışması işitme ve lisan becerilerinin temelini oluşturur.

İşitme Duyusu ile ilgili İşlemleme Zorluklarının Belirtileri

  • Beklenmedik seslere karşı aşırı hassasiyet
  • Yüksek seslere aşırı duyarlılık
  • Sık sık konuşulanları tekrar ettirme
  • Arka plan gürültüsü olduğunda dikkatini toplayamama
  • Sıklıkla kelimeleri yanlış anlama ya da karıştırma
  • İletişimde yavaş cevap verme
  • Belirli seslere aşırı duyarlı olma
  • Farklı sesleri ayırt edememe ya da benzetme
  • Seslerin mesafesini yanlış anlama

Duyusal İşlemlemeye Bağlı Problemler

İşitme duyusu ile ilgili işlemleme sorunlarının belirtileri ile dil-konuşma bozukluklarının belirtileri birbirine çok benzer. Bu nedenle çocukta kekemelik, artikülasyon bozukluğu, sorulara cevap vermeme gibi dil- konuşma bozukluğunu düşündüren bulgular görüldüğünde hem duyusal hem de dil-konuşma değerlendirmesi yapılması gerekir. İki farklı uzmanlık alanını içeren bu detaylı değerlendirme sonucu sorun net tespit edilir ve tedavi ona göre şekillendirilir.

Nörolojik kökenli olan ya da olmayan tüm dil-konuşma bozukluklarında duyu bütünleme terapisinin etkinliğini kanıtlayan pek çok araştırma mevcuttur.

İşitsel ayırt etme problemi yaşayan bir çocuk konuşma ve öğrenme problemleri yaşayabilir. Çünkü sesin yönünü (uzak, yakın), dozunu (yüksek, düşük) ve ayrıntısını (kızgın, sakin) anlayamadığı için sesinin tonunu ayarlayamaz, doğru yerde vurgulama yapamaz, dikkatini söylenene veremez. Hem alıcı dil hem de ifade edici dil becerilerine olumsuz yansıyabilir.

Ağız içi farkındalık (proprioseptif) duyusu sayesinde kelimeleri doğru şekilde telaffuz ederiz ve akıcı konuşabiliriz. Bu duyudaki ayırt etme sorunları dil-konuşma problemlerine sebep olabilir.

Denge duyusu (vestibüler) ve beden farkındalığı (proprioseptif) zayıf olan bir çocuk, konuşmada zorluklar yaşayabilir. Konuşmak için vücudunu doğru pozisyonlama, doğru dil, dudak ve ağız hareketleri ile motor planlama becerilerine sahip olmak gerekir.

Duygusal travmalar dışında beden farkındalığı duyusu gecikmiş ya da zayıf olan çocuklarda kekemelik tarzı konuşma bozuklukları görülebilir.

Dil-Konuşma Terapisi ile Duyu Bütünleme Terapisinin eşgüdümlü uygulanması konuşma bozukluklarının daha kısa sürede tedavisini sağlarken, eğitimin etkinliğini de arttırıyor.

YAZILARIM

YEMEĞİN RENGİ NEDEN ÖNEMLİ

Seçici yiyici ebeveynler için çocuklarının renkli gıdalar yemesi çok heyecan vericidir. Bir çocuk sınırlı miktar ve çeşitte gıda yemeyi tercih ediyorsa seçici yiyici olarak kabul edilir.

Kavrulmuş tavuk yemesi bile annenin çok sevinmesine neden olabilir. Tavuk kemikli olarak kızartılmışsa daha rahat tutularak yenebilir. İlk olarak sossuz olarak diğer et çeşitlerini de kızartarak denetebilirsiniz. Ancak sadece açık renkli gıdaları tercih eden bir çocuk bunu tercih etmeyecektir.

Seçici Yiyiciler Neden Beyaz Yiyecekleri Tercih Ederler?

Yemek yerken, gıdanın rengini düşünmeyiz. Bu nedenle çocuğunuz küçükse belirli yiyecek renklerini seçtiğini fark etmeyebilirsiniz. 3 yaşında pembe renkte bir sosisi yiyen bir çocuk, 7 yaşına geldiğinde sırf rengi nedeniyle bunu yemek istemeyebilir

Her seçici yiyen tek renk yemeyebilir. Aslında renklerine göre yiyecekleri fark eden ve seçen genellikle daha şiddetli seçici yiyicilerdir. Aşırı seçici yiyici çocukların bile yöneldiği bir renk vardır: Beyaz. Bu çocuklar gelişimi için gerekli gökkuşağı renklerini içeren kırmızı, mavi, mor vb renkteki gıdaları yemek için tercih etmez. Aslında tek renk ve beyaz rengi seçmelerinin bazı nedenleri vardır.

  • Tehditkar görünmemesi. Çocuklar bazı tehlikelerin farkına vardığında bunu başka şeylerle ilişkilendirebilir. Yeşil renk çocuğa vahşi doğayı ve zehirli bir şey olabileceğini düşündürebilir. Bu renk gıdaların güvenli olmadığını düşünerek zehirli bir şeyi yemekten kaçınabilir. Gıda renkleri ile ilgili tüm kararlar çoğu çocuk için bilinçaltında gerçekleşir ve beyaz renk güvenli bir renk olarak algılanır.
  • Çocuğun en sevdiği yiyeceklerin renginin beyaz olması. Günümüzde işlenmiş gıdaların çoğunun rengi beyaz veya bej rengidir. Ekmek, kraker, peynir, tavuk, patlamış mısır, makarna, mısır gevreği ve diğer tahıllar seçici yiyicilerin tercihleri arasındadır. Sarı beyaza yakın bir renk olduğu için sarıya yakın renkli gıdaları da yerler.
  • Açık renk güven verir.Farklı gıda dokuları nedeniyle belli gıdaları yemede zorlanma yaşayan çocuklar bunu konuşamadıkları zamanda ifade etmekte zorlanır. Beyaz, sarı ve bej rengi gıdaları yedikten sonra onlara güven duyarak tekrar rahatsız olmamak için bu gıdaları tercih ederler.

Seçici Yiyicilere farklı renk gıdaları tercih etmesi için stratejiler

İlk olarak yediği gıdaları listeleyerek renk skalasına bakmalısınız. Beyaz ya da farklı bir renk gıdayı görüyorsanız bunu işaretleyin. 15 civarı beyaz gıda yanında birkaç tane sarı renk gıda yemesi size başlangıç için ipucu verecektir. İlk olarak yeşil renkli brokoli yerine sarıya yakın renkli olan havuçtan başlamanızı tavsiye ederim. Ekmek, kraker ve havuç iyi bir öğün olabilir. Sadece beyaz renk varsa bu sefer sarı, turuncu ve pembe gibi az renk değişikliği ile beyaza yakın tonlarda gıdaları öğünlere ekleyerek sunabilirsiniz. Yaptığınız detaylı planlama ile adım adım çocuğunuzu renkli gıdalara alıştırabilirsiniz.

Tek sorun renk mi?

Renk kesinlikle görsel işlemleme ile ilgili duyu hassasiyeti olan bir çocuk için yeme denkleminin çok önemli bir parçası ancak tek faktör değildir. Boyut, şekil gibi diğer görsel uyaranların yanında gıdanın dokusu, kokusu gibi diğer duyusal uyaranları içeren gıda özellikleri de göz önünde bulundurulması gereken unsurlardır.

YAZILARIM

YEME PROBLEMİ NEDENLERİ VE ÖNERİLER

Bebeklik ya da çocukluk çağında pek çok nedenle davranışsal yeme problemleri görülebilir. Gelişimsel gerilik olmaması kaydıyla 1-5 yaş arası çocukların çoğu özellikle büyüme atağı yaşadığı dönemlerde az yeme, aşırı yeme, yemek seçme gibi yeme problemleri yaşar.

Çocuklar bir gıda ile 10-25 arasında karşılaştıktan sonra tadına bakma ihtiyacı hisseder. Lokantada yemek yemek ve yemeğin sosyal yönlerinin tadını çıkarmak, duyusal yeme problemi olan bir çocuk için zor olabilir. Ebeveynler çocuklarının her gün her öğünü tam yemesini istese de büyüklerinde düzenli ve sağlıklı beslenmeyi her gün yapmadıkları çok açıktır. Çocuklar stres ortamını hisseder ve bunu yansıtır. Yani vücudun yiyeceğe fizyolojik reaksiyonu değil, aynı zamanda onunla birlikte davranışsal ve duyusal stres gelişebilir.

Nedenleri

  • Anne ve bebek arasında bağlanma bozukluğu olması beslenmede çok etkilidir.
  • Bazen bebekler hiç bir neden olmadan beslenmeyi reddedebilir.
  • Seçici beslenme özelliğine sahip olabilecek bebeklerde daha ilk yıllarda beslenme problemleri görülür. Yeterince aç değillerse yemezler.
  • Özellikle prematüre bebeklerde uzun süre yoğun bakımda kalmaya bağlı ve ağız içi kullanılan yaşam destek ünitesi aparatlarının ağızdan beslenmeye direnç oluşturması sıkça görülen bir durumdur.
  • Reflü nedeniyle beslenme ve ağrı arasında bağlantı kuran bebek beslenmemeyi tercih edebilir.
  • Bir çok çocuk fiziksel ve/veya zihinsel ağrıya neden olabilecek yiyecekleri ağzına koymak yerine yememeyi tercih edebilir.
  • Beslenme sırasında boğulma, genize kaçırma, nefessiz kalma tehlikesi yaşayan bebek, bilinçaltında yemeğe karşı direnç oluşturur.
  • Çocuğun ilk bakım vereninin (anne, baba, bakıcı) yemek yeme sırasında gösterdiği davranışsal hassasiyet yeme eylemini stresli hale getirebilir.

Yeme problemi yaşayan çocukların ebeveyn ya da bakıcılarının profilinin zorlayıcı, kontrolü seven, duyarsız, aşırı uyaran veya araya giren, daha az esnek, daha az kabullenme, zorla besleyen, ceza veren, çocuktan gelen uyarıları almakta güçlük çeken, çocukla ilişkilerinde sinirli ve kırıcı olduğunu gösteren araştırmalar mevcut.

Davranış değerlendirilmesinde beslenme öyküsü, beslenme ve ebeveynlerin reaksiyonları ayrıntılı not edilmeli, uzun diyet öyküsü (3-7 gün), beslenme sırasında ya da video görüntülerinin incelenerek değerlendirilmesi gerekir. 

Davranışsal yeme bozukluğu olan bir çok çocuk, duyu bütünleme terapisinden fayda sağlar.

Ailelere Öneriler

  • Bebek ve çocukluk dönemi beslenme , miktarı, kilo alımı ile ilgili aile bilgilendirilerek rahatlatılmaya çalışılır
  • Beslenme öncesi yemek yemeyi engelleyici atıştırmalıkların yenmemesi tavsiye edilir
  • Besin çeşitliliği arttırılarak ve seçenekler sunulur
  • Porsiyonlar çocuğun gereksinimine göre düzenlenir
  • Yemek düzeni ve rutin saati olmalıdır
  • Yemek sırasında dikkat dağıtıcı telefon, tablet vb araçlar uzaklaştırılır
  • Tatlı ürünler ödül olarak verilmez
  • Arkadaş, topluluk vb farklı durumlarda yemek motive edici ve özendirici olabilir
  • Sofra kurulması ve araç gereç seçiminde yardımcı olmasını teşvik etmek yemek tüketimi arttırır
  • Yeme konusunda ısrarcı olmamak ve yemeden sofradan kalkarsa ek gıda vermemek konusunda kararlı olmak en önemli tavsiyelerden biridir . Ailenin vereceği her taviz , daha sonra bir dezavantaj olarak geri dönebilir.

Fotoğraf: Andreas Breitling tarafından Pixabay’a yüklenmiştir

YAZILARIM

TERAPATİK BEBEK MASAJI

Bebek masajı, bebeğinizin vücuduna ellerinizin nazik ve ritmik şekilde dokunmasıdır. Dokunmak sevgi göstergesidir. Bebeğinize her gün masaj yaparak ona sevginizi daha iyi hissettirebilirsiniz. Özel dokunuş tekniklerini içeren doğru yapılmış bir masajın hem bebeğe hem de yeni ebeveyn olmuş anne babaya pek çok faydası vardır. Masaj yaparken bebeğinizle göz teması kurmanız, şarkı söyleyerek ya da konuşarak mimiklerle farklı yüz ifadelerini kullanmanız masajın etkinliğini arttırır.

Ebeveyn olarak psikolojik olarak kendinizi iyi ve güçlenmiş hissetmenizi sağlar. Bebeğinizle iletişimin en güzel yolu ona masaj ile dokunmaktır.

Bebek Masajının Faydaları

  • Ebeveyn ve bebek arasında güvenli bağların oluşmasının temelini atar. Özellikle babanın uzun süre bebekten ayrı kaldığı saatleri telafi etmesi için bir fırsattır

Journal of Perinatal Education’da yayınlanan bir araştırma   , bebek masajının baba stresini önemli ölçüde azalttığını ve baba ile bebek arasındaki bağı iyileştirdiğini vurgular. 

  • Bebek ve ebeveynde stres hormonlarının azalmasını sağlarken mutluluk, güven hormonlarının salınımını arttırır
  • Masajın doğru noktalara yapılması sinir sisteminin uyarımını sağlayarak sinir iletim hızının artmasını, beyinde daha fazla bölgenin birbiri ile iletişime geçmesini sağlayarak beyin gelişimini destekler
  • Özel dokunuşlarla kan dolaşımının artması ve sindirim sisteminin düzenlenmesi ile gaz (kolik) sancısının azalması, kalp atış hızının düzenlenmesi, kabızlığın engellenmesi sağlanarak bebeğinizin kilo alımını arttırır

Yapılan bir araştırmada, kolik bir bebeğin başarılı bir şekilde sakinleştirilmesi açısından titreşimli sandalyelerle masaj karşılaştırıldığında neredeyse aynı sonuçlar bulunmuş. Ancak bebeğin uzun süre aynı pozisyonda sandalyede durmasının zararlı olması nedeniyle masaj önerilmiştir.  

  • Masaj ile kas-iskelet sistemi destekleyerek bebeklerin boyunun uzamasını, kemik gelişimini destekler
  • Uykunun düzenlenmesinde etkindir. Uyku kalitesini arttırarak daha uzun süreli ve derin uyku ile büyüme hormonunun salınımını destekleyerek gelişimi olumlu destekler
  • Uyanık olduğu zamanlarda bebek daha az ağlar, daha sakin bir bebek olur

8 dakikalık masaj yapılan 4 aylık bebekler, masaj almayan bebeklere göre görsel-işitsel alışkanlık görevlerine daha olumlu yanıt vermiştir.

  • Kendini güvende hisseden bebek sosyalleşmeye yani etrafı ile iletişime başlar. Etrafını keşfetmek için hareketlenir, uzanır. Stres ve ağrıya daha sakin tepki verir
  • Sarılık olan yenidoğanın daha çabuk iyileşmesini sağlar
  • Prematüre bebeklerin kilo alımını artırır. Hastanede kalış süresini azaltarak eve dönüşü hızlandırır

Duyu Bütünleme ve Bebek Masajı

Dokunma duyusu anne karnında başlar ve bebek doğduğunda refleks olarak dokunur. Kendisine dokunulduğunda güvende hisseder. Dünyayı öğrenme ve hayatta kalma iç güdüsünde dokunma çok önemlidir. Duyu bütünleme sürecinde doğru dokunma ve dokunulma ile beyin beden bağlantısı geliştirilir.

Dokunma duyusu diğer duyularında gelişimini destekleyerek ileri düzey becerilerde önemli rol oynar. Öğrenme, hafıza, konuşma, iletişim, fiziksel, duygusal gelişimi destekleyerek dünya ile sağlıklı bir ilişkinin kurulmasının temelini oluşturur.

En İyi Zamanı Anne Baba Bilir

Bebek masajına başlama zamanı ile ilgili belirlenmiş bir kılavuz yoktur. Her bebeğe göre değişiklik gösterir. Doğumdan sonra dokunma ve masaj bazı bebekler için uygun olabilir. Ancak bebeğinizi takip ederek masaja tepkisini değerlendirmelisiniz. Yaklaşık altı haftalık olana kadar beklemek hem davranışların öngörülebilirliği hem de kalça displazisi gibi gelişim ile ilgili sorunların tespitine yardım eder. Bebek rahat, sakin, uyanık ve mutlu ise doğru yoldasınız demektir.

Beslenmeden ve uyandıktan bir saat sonra masaj yapmanız kusmayı, olumsuz tepkileri azaltır. Rutin oluşturma bebek ve aileye bırakılsa da yatmadan önce yapılan uygulama derin uykuya geçişi kolaylaştırır. Bez değişimi sırasında bebek masajı çok sever.

Ortamı hazırlayın

Ortalama 24-25 derece sıcaklıkta, sakin bir ortamda bebeğinizin altına pamuklu bir battaniye koymanız yeterli olacaktır. Bebeğinizi soyarak ona dokunacağınızı her seferinde mimikleriniz ve sözleriniz ile tekrar edin.

Uygun bir müzik ya da bebeğin sevdiği bir şarkının söylenmesi destekleyici olur. Rutin oluşturmak için her gün aynı saatlerde aynı işitsel uyaranların tekrarlanması gerekir.

Doğumu takip eden ilk aylarda bebeğin cildi ince olduğu için kolayca tahriş olmaya meyillidir. Prematüre bebeklerde daha uzun olmakla birlikte ilk aylarda yağ ya da solüsyon kullanımı tavsiye edilmez. Daha sonra alerjileri önlemek için kullanacağınız doğal yağları ya da kremleri test etmelisiniz. Papatya ve lavanta içerikli yağlar rahatlatıcı, okaliptus ve nane içerikli yağlar uyarıcı özellik taşır.

Masaj yapmak her anne babaya doğal gelmeyebilir. Genellikle yanlış yapmaktan korkan ebeveyn geri çekilse de tekrar tekrar denemelerle bu uygulamadan iki tarafta zevk alacaktır.

Dikkat

Yüze masaj yaparken yağ kullanımı göze ve ağza kaçma olasılığı nedeniyle tavsiye edilmez.

Derin masajlar irrite edici olabileceği gibi fiziksel zarar verebileceği için önerilmez.

Bıngıldakların açık olması nedeniyle baş üstüne masaj yapılmaz.

Masaj süresi bebeğin işaretlerine göre 5-10 dk ile sınırlandırılabilir. Ağlayan, uyuyan bebeğin masajına devam edilmez.

Masaj yağları bebeğin kolayca ellerinizden kaymasına neden olabilir. Kaldırırken bu durumu göz önünde bulundurun.

Vücudunda enfeksiyon, ateş, hastalık belirtisi olan bebeğe masaj yapılmaz.

Kaynak:

Cheng C., Volk A. Supporting Fathering Through Infant Massage. The Journal of Perinatal Education. 2011, 20-4:200-209

Lin C., Young H. Effects of infant massage on jaundiced neonates undergoing phototherapy. Italian Journal of Pediatrics. 2015, 41:94

Mathai S, Fernandez A, Mondkar J, Kanbur W. Effects of tactile-kinesthetic stimulation in preterms. Indian Pediatr. 2001 Oct;38(10):1091-8

Huhtala V, Lehtonen L. Infant Massage Compared with Crib Vibrator in the Treatment of Colicky Infants. Pediatrics June 2000, 105 (6)

Cigales M., Field T. Massage enhances recovery from habituation in normal infants. Infant Behavior and Development. 1997, 6 : 29-34

YAZILARIM

BESLENME PROBLEMLERİ

Her ebeveyn, çocuklarının beslenmesi ve gelişimi ile ilgili endişe duyar. Yemeyi öğrenmesi ile başlayan yolculuk çatal -kaşık kullanımı, farklı gıdaları denemesi ile devam eder. Bebeklikten çocukluk çağına geçerken gıdalarla tanışma sırasında ebeveyn yaklaşımı duyusal yeme problemleri ya da seçici yiyiciliğe sebep olabilir.

Anne karnındaki bebeğin tat tomurcukları nasıl annenin beslenmesine göre şekilleniyorsa doğumdan sonra ek gıdaya geçme döneminden itibaren gıda çeşidi, sunumu, tutum ve baskı, yeme düzeni tüm yaşamı ve gelişimi etkileyen süreci başlatır.

Çocuğunuz aç mı?İştahsız mı?

Açlık, fizyolojik yeme ihtiyacı ve isteği, iştah ise hoş tat ve tatmin ile ilişkili olasılıkla öğrenilmiş psikolojik yeme ihtiyaç ve isteğidir. İştahın sayısal olarak derecelendirilmesi mümkün değildir. Bu nedenle az, çok, biraz yemek ifadelerini kullanırız ve çocuğumuzu iştahsız ve dolayısıyla sağlıksız olarak görebiliriz.

Yeme Problemlerinin Belirtileri

Seçici yiyen ile duyusal yeme problemleri yaşayan çocuğun ayırt edilmesi hem tedavi yaklaşımı açısından farklılık gösterir hem de doğru sonuca ulaşmayı kolaylaştırır.

Organik temeli olan veya olmayan çocukluk çağı yeme bozukluklarında öğürme, kusma, huzursuzluk, ağlama, uyumama, kilo kaybı, yutma güçlüğü gibi belirtiler görülebilir. Bebeklerde ise iştahsızlığın en önemli belirtileri zayıf/kısa süreli emme, emmeyi reddetme ve ağlama, başını geriye atma, huzursuzluk olarak gözlenebilir.

Büyük çocuklarda ise daha tepkisel davranışlar gözlenir. Yemeyi yemeyerek masayı terk etme, yememek için başını çevirme ya da ağzını kapatma, öfke nöbetleri, yemekleri dökme, kaşık/çatalı fırlatma ve ağlama, yemeği ağzında tutmak veya kusmak şeklinde tepkiler verebilir. Dokusundan dolayı sıvı/püre/katı gıdaları reddedebilir. Belli renk/koku/tatları tercih edebilir. Açlık hissetmeme ve belli besinleri yemekte ısrar etme ve sonucunda da yetersiz kilo alımı gözlenebilir.

Gıdanın dokusu, rengi, kokusu ve sesinden dolayı duyusal yeme problemleri yaşayan çocuk, elinde olmayan nedenlerle gıdalara mesafelidir. Yeme sırasında agresifleşir, ağlar, öfke nöbetleri geçirebilir.

Seçici yiyici çocuklar belli sayıda, miktarda ve renkte gıdaları yer. Ona sunulan yeni gıdalara tolere edebilir ve çok isteksiz davransa da yeni bir yiyeceğe dokunabilir ya da tadabilir. Farklı protein, karbonhidrat, yağ gıda gruplarından en az birini yer. Planlı olarak yaklaşıldığında diyetine yeni gıdalar eklenebilir.

Seçici yiyici çocuklara farklı alternatifler vermeyi bırakırsanız yemek yemeyi bırakarak aç kalabilir, kendilerini hasta edebilirler.

Her çocuk 1-5 yaş arası büyüme dönemlerinde yemekte seçici davranabilir. Ancak ortalama seçici yiyici bir çocuk doğru stratejiler ile desteklenmezse aşırı seçici yiyici olabilir. Sosyalleşme ve okul hayatını etkileyebilir.

İştahsız kabul edilen çocukların çok azında ciddi anlamda beslenmeyi reddetme, kusma gibi belirtilerle birlikte kilo alamama, az alma ya da kaybı ile seyreden yeme bozuklukları görülüyor. Ciddi yeme bozuklukları devam etmesi durumunda bilişsel bozukluklar, davranışsal bozukluklar, farklı yeme bozukluklarına  (anoreksiya veya bulimiya nevroza) temel oluşturur.

Çocuğun beslenmesi fiziksel gelişimi için çok önemlidir. Ancak endişelenmeden önce çocuk hastalıkları ve sağlığı doktorunuzun yapmış olduğu gelişim değerlendirmelerini göz önüne almanız gereklidir.

Duyusal yeme problemi ya da seçici yiyici olduğunu düşünüyorsanız duyu profilinin değerlendirilmesi ve seçici yiyici testinin yapılması için bize başvurabilirsiniz.

Kaynak:

YAZILARIM

ORAL MOTOR AKTİVİTELER

Ağzımızın içinde tat almamızı sağlayan özelleşmiş alıcıların yanında doku ve farklılığı (ısı, sertlik) algılayan alıcılarda mevcut. Bu nedenle bebek dünyayı öncelikle ağzı ile algılar. Bunun sonucunda güven duygusu geliştirir. Dil becerileri ve beslenme içinde oral motor (ağız içi kas) aktiviteler son derece önemlidir

Çocuklar ile yapacağınız birkaç eğlenceli oyun ile gelişimine çok yönlü katkı sağlamanız mümkün. İşte bunlardan bazıları:

  • Süt dolu bardağı pipetle üfleyerek hava kabarcıkları yapmak,
  • Islık çalmak, hatta belli ritimleri taklit etmesini istemek,
  • Armonika, flüt ya da karton rulo ile ses çıkarmak,                    
  • Pipet ile pamuk ya da kağıtları bir noktaya taşımak,
  • Yumuşak, gevrek ve benzeri farklı gıda dokularını çiğnemek,
  • Pipet yardımı ile farklı yiyecek çeşitlerini içmeye çalışmak (su ,elma püresi ,puding ,MilkShake)
  • Sakız çiğnemek ve şişirmeye çalışmak,
  • Sulandırılmış boyayı kağıt üzerinde üfleme çalışması yapmak evde yapılabilecek zevkli paylaşımlar arasında sayılabilir.

Gözlemleriniz sonucunda bu aktiviteler ile sakinleşen, odaklanan çocuğunuza her zaman yanında taşıyabileceği somut bazı oyuncaklar da alabilirsiniz. Duyusal çiğneme kolyeleri, çiğnenebilir bilezikler, tüpler, çiğnenebilir kalem başlıkları bunlardan bazılarıdır. Beslenme çantasına fındık, fıstık, galeta gibi çıtır gıdalar eklemeniz okulda konsantrasyonunu arttıracaktır.

Duyu Bütünleme ve Oral-Motor Aktiviteler

Beslenme, iletişim ve fiziksel gelişim için, ağız içi duyuları çok önemlidir. Besinin dokusunun, kıvamının, tadının algılanmasını sağlayan tat tomurcuklarının yanında beden farkındalığı (proprioseptif) duyusu da çene kaslarının kasılma derecesine, çiğneme hızına karar verir. Duyu Profilinde tat duyusu ile ilgili sorulan sorular, duyusal uyarıların algılanma şeklini (modülasyonu) tarif etmemizi sağlar.

Oral Duyu Arayışı Davranışları:
Bir çocuk oral uyaranlara karşı hassas ise kalemler ,parmaklar ,saçlar veya giysiler gibi şeyleri çiğneyerek veya emerek oral stimülasyon arayabilir. Bir kamıştan çiğneme ve/veya içme konusunda sıkıntı yaşayabilir, tırnaklarını ısırır ya da diliyle tıklatma sesini çıkartmaya çalışır.

Oral Duyusal Kaçınma Davranışları:
Bir çocuk oral uyaranlara aşırı duyarlıysa ağzını açmaktan kaçınır. Diş fırçalama sırasında ağzını kapatır. Yeni yiyecekler denemeye dirençlidir. Bazı yiyecek dokularından kaçınabilir ve mutfak eşyaları ile yemek yemek onu üzebilir. Bu çocuklar genellikle seçici yiyiciler olarak tanımlanır ve oldukça sınırlı bir diyete sadık kalabilirler.

Bu davranışların var olması, yine de çocukta Duyusal İşleme Bozukluğu olduğunu doğrulamaz. Bu tanıya, ancak bu konuda eğitimli bir profesyonelin yapacağı değerlendirme ile ulaşılabilir.

Duyu profilinin ebeveyn tarafından doldurulması, detaylı anamnez ve gözlem sonucunda, ihtiyaca uygun duyusal stratejiler bulmak çocuk için uygun olacaktır.

Son olarak, duyusal yeme bozukluğu ile davranışsal yeme bozuklukları ayrımının yapılması çok önemlidir.

Fotoğraf: Resim Willfried Wende tarafından Pixabay‘a yüklendi

YAZILARIM

STEREOTİPİK HAREKETLER – 2

Stereotipik davranışların %61’inin duyusal uyaran elde etmek, %19’unun taleplerden kaçma, %16’sının ise birden fazla nedenin birleşmesi ile yapıldığı düşünülüyor.

Stereotipik davranışlar sergileyen bireylerin sosyal hayata uyumlarının, kabullerinin sağlanmasında ve öğrenme fırsatlarının arttırılmasında, verilen öneriler doğrultusunda öğretmenlerin ve ailelerin uygulanabilecek yöntemler konusunda bilgilendirilmesi çok kıymetlidir.

Geçmişten günümüze kadar yapılan çalışmalar incelendiğinde, şok, hata düzeltmesi, mola, fiziksel egzersiz, diğer davranışların ayrımlı pekiştirmesi, ayrık denemelerle öğretim, eşlenmiş uyaran , bağımsız pekiştirme ve tepkinin bedeli, tepkiyi yarıda kesme ve yönlendirme  gibi cezalandırıcı ya da pekiştirmeye dayalı çeşitli yöntemlerin basmakalıp davranışların azaltılmasında etkin olduğu görüldü.

Basmakalıp davranışların azaltılmasına yönelik Türkiye’deki çalışmalar incelendiğinde ise bu davranışların azaltılmasının amaçlandığı yayınlanmış bir çalışmaya rastlanmamakta. Özellikle son dönemlerde yapılan çalışmalar arasında sözel stereotipik davanışların azaltılmasında kullanılan ve bu gereksinimden ortaya çıkan “tepkiyi yarıda kesme ve yönlendirme” yöntemi dikkat çekiyor.

Tepkiyi yarıda kesme ve yönlendirme -TYKY (Response Interruption and Redirection-RIRD) yönteminin ilk kez Ahearn ve arkadaşları (2007) tarafından klinik ortamlarda ve duyusal uyaran elde etmek amaçlı içsel pekiştirme ile sonuçlanan sözel stereotipinin azaltılmasında etkili bir biçimde kullanılıyor. Günümüzde bilimsel dayanaklı uygulama olarak kabul ediliyor.

TYKY yönteminin uygulanması sırasında, uygulamacı şu işlem basamaklarını izler:

  • Çocuk stereotipik davranış sergilediğinde durdurulur,
  • Çocuğa ismi söylenerek dikkati çekilir ve göz teması kurulur,
  • Sözel olarak öğrenciden yerine getirmesi için daha önceden bildiği bir soru sorulur ya da istekte bulunulur,
  • Soru sorma/istekte bulunmaya öğrenci ardı ardına üç kez doğru tepkide bulununcaya kadar devam edilir
  • Çocuğun doğru tepkileri pekiştirilir

Kısaca yöntem uygun olmayan hedef davranışın engellenerek yarıda kesilmesi ve çocuğun daha uygun bir davranışa yönlendirilerek bu davranışın pekiştirilmesi şeklinde uygulanır.

Ayırıcı Tanı

Stereotipik hareketlerin görüldüğü tespit edilen pek çok hastalık vardır. Ayrıca başka hastalıklarda da görülen bu kriterin detaylı gözlem, tetkik ve değerlendirmelerle desteklenerek ayırıcı tanısının konması tedaviyi etkileyeceği için çok önemlidir.

GELİŞİMSEL KOORDİNASYON BOZUKLUĞU

Gelişimsel koordinasyon bozukluğu (GKB) okul çağı çocuklarında %5-6 sıklıkta görülen, motor beceriler de bozuklukla karakterize bir durumdur. Bu çocuklarda herhangi bir beyin hasarı ya da mental gerilik olmamasına rağmen top atma-yakalama, giyinme/soyunma, yazı yazma gibi günlük yaşam aktivitelerinde zorlanmalar görülür.Sakar olarak tanımlanır. Tüm özellikler birleştiğinde akademik başarısızlıklarda ardından gelir.

GKB’nin nedenleri arasında beynin belli bölgeleri arasındaki bağlantı kopukluğu, annenin hamilelik yaşı, anne karnındaki gelişim gerilikleri, prematüre bebek ve çoğul gebelikler olduğu düşünülür.

Bazı çocuklarda stereotipik hareketlere neden olabilen GKB erken dönem tespit edilmesi ile en iyi çözüm ebeveynlerine tavsiyeler verilmesidir. Çocuğa ilginin arttırılması, onunla daha çok oyun oynanması, davranışsal düzenlemeler ve uygun oyuncak seçimi ile ilgili aile bilgilendirilmesi yapılması bu bozukluğun gerilemesine ve zamanla kaybolmasını sağlayabilir.

GRATİFİKASYON SENDROMU

Gratifikasyon Sendromu (GS), sütçocuğunun mastürbasyonu veya kendi kendini uyarması (self stimülasyon) durumudur. Hareketler stereotipik hareketlere benzer olduğu için ayırıcı tanının konması ve tedavinin buna uygun planlanması önemlidir.

Genital bölgeye direk temas etmeden kalça hareketleri ile görülen stereotipik hareketler genellikle uykuya dalma aşamasında, stresli olduğu veya sıkıldığı durumlarda ortaya çıkar.

Davranışsal terapi, medikal tedavi ve aile bilgilendirmesi ile hareketlerde azalma ve zamanla düzelme görülür.

LESCH-NYHAN SENDROMU

Gen mutasyonuna bağlı gelişen metabolik bir hastalıktır. Genellikle bir yaşına doğru motor ve mental gelişim geriliği nedeniyle kliniğe başvurulur. Stereotipik hareketler görülmesi nedeniyle ayırıcı tanının konması ve tedavinin erken dönemde başlanmasının hayati önemi vardır.

Klinik bulgular (stereotipik hareketler, spastisite, hiperrefleksi)  ve laboratuvar analizi sonrası genotip analizi ile tanı kesinleştirilir. Gelişme geriliği yaşamın ilk yılında başlayan çocuğun tedavisi semptomatiktir.

Kaynak:

Toper-Korkmaz,Ö. (2012). Basmakalıp (Stereotipik) Davranışların Azaltılmasında Yeni Bir Strateji: Tepkiyi Yarıda Kesme ve Yönlendirme. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Özel Eğitim Dergisi, 13(1) 59-70

Özkan, M. (2017). Stereotipik Hareket Bozuklukları.Türkiye Klinikleri J Pediatr Sci. ; 13(2):112-20

Yetim, A. Karakılıç, E. Mete,M. Gürpınar, B. Tatlı,B. Gökçay, G. (2014) Stereotipik Hareket Bozukluğu Olan Sütçocuğunda Unutulmaması Gereken Ayırıcı Tanı: Gelişimsel Koordinasyon Bozukluğu. Çocuk Dergisi 14(2):81-84

Burgaç, E. (2017) Komplet ve İnkomplet Lesch-Nyhan Sendromlu Üç Olgu Sunumu ve İlk Kez Situs İnversus Totalis Birlikteliği. Çukurova Üniversitesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları AD. Archives of Pediatrics VOL 2(1) : 13-15

YAZILARIM

STEREOTİPİK HAREKETLER – 1

Bazen etrafınızdaki çocukların takıntılı şekilde aynı el çırpma, zıplama hareketini yaptığını görürsünüz. Karşı taraf için bir anlam ifade etmese bile çocuk için bu hareketlerin bir çok farklı anlamı vardır. Kendisine ya da çevresine zarar vermese de, sosyalleşme ve akademik faaliyetlerde zorlanmalara, dışlanma ya da kabul görmemeye varan bazı olumsuzluklara neden olabilir. İşte bu belirli bir amacı, işlevi olmayan ritmik ve tekrarlayıcı hareket, davranış ve/veya sesleri tanımlamak için “Stereotipik” tanımı kullanılır.

Başta Otizm Spektrum Bozukluğunda olmak üzere bir çok farklı yetersizlikte stereotipik hareketler görülmektedir. Duyusal Eksiklik, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, şizofreni gibi bazı psikiyatrik bozukluklar, Parkinson veya Tourette Sendromu gibi nörolojik durumlarda, Bilişsel Yetersizlik, Obsesif Kompulsif Bozukluk, beynin frontostriatal sistemi etkileyen hastalıkları bunlardan bazılarıdır.

Gelişimsel Koordinasyon Bozukluğu, Gratifikasyon Sendromu gibi hastalıklarda da stereotipik hareketler görülebileceği unutulmamalıdır. İyi bir gözlem ve değerlendirmeler sonucu ayırıcı tanı konur.

Stereotipik Hareket Çeşitleri:

Basitten karmaşığa giden bir çok farklı biçimde görülen stereotipik hareketleri 4 bölümde inceleyebiliriz.

1.Duyumsal Uyarım: Motor stereotipik hareketler kapsamında baş ve/veya vücudunu ileri geri sallaması, kendi etrafında dönmesi,

2.Görsel Uyarım: Parmaklarını/elini gözlerinin önünde hareket ettirme, parmakları ile havada şekiller oluşturma, el çırpma

3.Dokunsal Uyarım: Elin ritmik hareketleri ile kulak, el gibi diğer vücut parçalarına vurmak, ısırmak, parmak ucu yürüme, nesneleri bükme

4.İşitsel Uyarım: Sözel stereotip olarak adlandırılan aynı ezgiyi üst üste saatlerce mırıldanma, duyduğunu tekrarlama, anlamsız sesler çıkarma, bağlam dışı konuşma

Nedenleri:

Stereotipik (Basmakalıp) davranışların nedenleri ile ilgili pek çok araştırma yapılmış ve halen yapılıyor. Pozitif sosyal pekiştirme (dikkat çekme, iletişim kurma, sevinme,  vb.), negatif sosyal pekiştirme (kaçma-kaçınma, iletişim kurmada yetersizlik, sıkılma, üzülme), pozitif sosyal olmayan pekiştirme (otomatik/içsel pekiştirme) ve negatif sosyal olmayan pekiştirme (sesten, dokunmaktan ve çeşitli çevresel durumlardan kaçma) şeklindeki dört işlevden biri ya da bir kaçının davranışı izlemesi nedeniyle oluştuğu ile ilgili ortak bir kanı mevcuttur. Kendini rahatlatma, regüle etme, vestibüler ve proprioseptif uyarım ihtiyacını karşılamak bu hareketlerin amacını en iyi şekilde açıklar.

Stereotipik Hareketler İçin Çözüm Önerileri

Peki bu hareketler engellenmeli mi? Hareketin açığa çıkma nedenleri bilindiğinde hareket tekrarı oluşmadan önlenebilecektir. Hareket oluştuğu sırada engellenmemelidir. Genellikle duyusal uyaran elde etmek amacıyla sergilenen içsel pekiştirme ile sonuçlanan basmakalıp davranışların azaltılması zor olan problem davranışlardır ve azaltmak amacıyla çeşitli yöntemler kullanılarak bu yöntemlerin etkinliği sınanmıştır. Uygulanan bazı yöntemler ve sonuçlarını şöyle sıralayabiliriz.

  • Çocuğun sosyalleşmesi, akademik becerilerini engelleyen bir duruma neden oluyorsa, kendini ve başkalarını yaralayıcı ise ve yoğun davranışsal terapiye hiçbir şekilde yanıt yoksa stereotipik hareketler için ilaç tedavisi verilir.
  • Duyu Bütünleme Terapisinin çocuğun ihtiyaçlarına uygun (vestibüler ya da proprioseptif duyu) düzenlenmesi ile duyu arayışının normalleştirilmesi sağlanır.
  • Davranışsal Terapi yöntemi kullanılır.
  • Görmezden gelindiğinde bir süre sonra  hareketlerde azalma olur.
  • Oyun ile işitsel veya görsel uyarımlar verilmesi dikkatinin, ilgisinin odağının değiştirilmeli en etkili yöntemlerdendir.
  • Anne babanın ilgisinin artması ve eğitimi ile bu hareketlerin büyük oranda azaldığını gösteren pek çok araştırma mevcuttur.
  • Ağırlıklı yelek kullanımı ve duyu fırçası ile fırçalama, proprioseptif duyu girdisi sağlayarak çocuğun duyu arayışına cevap verir. Olumlu sonuçlar alınmasına destek olur.
  • Hareket arayışı olan çocuğa vestibüler duyu girdisini sağlayacak aktiviteler yapılması önerilir.
  • Sportif aktiviteler ve yetenekli olduğu şeyleri yaptırma süre ve sayısını arttırmanın da stereotipik hareketleri azalttığı görülmüştür

Kaynak:

Toper-Korkmaz,Ö. (2012). Basmakalıp (Stereotipik) Davranışların Azaltılmasında Yeni Bir Strateji: Tepkiyi Yarıda Kesme ve Yönlendirme. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Özel Eğitim Dergisi, 13(1) 59-70

Özkan, M. (2017). Stereotipik Hareket Bozuklukları.Türkiye Klinikleri J Pediatr Sci. ; 13(2):112-20

Yetim, A. Karakılıç, E. Mete,M. Gürpınar, B. Tatlı,B. Gökçay, G. (2014) Stereotipik Hareket Bozukluğu Olan Sütçocuğunda Unutulmaması Gereken Ayırıcı Tanı: Gelişimsel Koordinasyon Bozukluğu. Çocuk Dergisi 14(2):81-84

Resim karelinlestrange tarafından Pixabay‘a yüklendi 

YAZILARIM

EVDEYİZ…

Her kafadan bir ses çıkıyor… Virüs hakkında hakikaten son derece tedirgin edici yorumlar var. Kime sorarsanız, sosyal medyanın etkisiyle savrulan bilgi bombardımanından boğulmuş durumda. Bir yanda yaza kalmaz diyenler var diğer yanda hayat bir daha eskisi gibi olmayacak diyenler. Bugünlerde yapılabilecek en iyi şey, yavaşlamak, dinlenmek, düşünmek (nerede yanlış yapıyoruz üzerine) ve okumak galiba.

Dünya tarihindeki en ölümcül salgın, 1300’lü yıllarda önce yine Asya kıtasında başlayan ve sonrasında Avrupa’yı da etkisi altına alan “Kara Veba“. Benzer şekilde, Kolera Salgını, Çiçek Hastalığı, AIDS, SARS, Ebola gibi birçok yaygın ölümlere neden olmuş. Elbette bunu da aşacağız.

Önemli olan bu yaşananlardan ders çıkartarak panik yapmadan önlem almak ve günlük yaşantımızı buna göre düzenleyerek sorumluluklarımızı yerine getirmek.

Bir pediatrik fizyoterapist olarak, geniş kapsamlı, büyük puntolu, altı çizili yorumlar yapmak istemem ancak bu günlerde fizik tedavi seanslarına geçici bir süre ara vermek zorunda kalan çocuklar ve aileleri için bazı önerilerim olacak.

HİJYENİK OLMAYAN ORTAMLARDAN UZAK KALIN: Gittiğiniz ortamda sizden önce orada bulunan kişileri, hijyen kurallarını bilmeniz imkansız. Az temas, az görüşme ilk aşamada dikkat edilmesi gereken en önemli kural.

Hijyenin önemi; hassas, bağışıklık sistemi düşük çocuklarda çok daha ön planda olmalıdır. Fizyoterapistin egzersiz yaptığı ortamın, kullanılan materyallerin, uygulayıcının hijyen kurallarına ne kadar önem verdiğini mutlaka sorgulayın.

ÇOCUĞUNUZU GÖZLEMLEYİN: Terapilerde öncelik, çocuğu dikkatle gözlemlemektir. Tedavi, hastane, ilaç, beslenme derken, aileler çocuğu gözlemlemeye fırsat bulamayabilir. İşte size kocaman fırsat. Çocuğunuzun ihtiyacını sorgulayın. Belki bir kurumdan başka bir kuruma giderken o da yoruldu. Biraz sakinliğe, ebeveyn şefkatine, ilgisine, temasına, konuşmasına ihtiyacı var. Farklı zaman ve durumlarda çocuğunuzu gözlemleyerek belki de daha önce fark etmediğiniz yeni bir hareketini görecek ve birlikte çok sevineceksiniz.

EGZERSİZ YAPIN: Yeni tedaviye başlayan aileler biraz çekiniyor olsa da yıllar içinde iyi gözlem yapan ebeveynler, çocuğun terapi seansındaki egzersizlerini öğrenmekte ve çocuklarına güzel bir şekilde uygulayabilmekte. Fizyoterapistinize danışarak (görüntülü konuşabilirsiniz) çocuğunuza özel olan ev ortamında yapabileceklerinizi not edebilir ve zamanı maksimum fayda ile geçirebilirsiniz.

DUYUSAL AKTİVİTELERİN TAM ZAMANI: İnternet sitemizde örneklerini bulabileceğiniz görme, işitme, dokunma, vestibüler, proprioseptif, koku ve tat duyusunu geliştirici duyusal aktivitelerden çocuğunuzun yaşına, kapasitesine uygun olanlarını uygulayabilirsiniz. Özellikle; ailenin diğer fertleri ile birlikte yapılabilecek aktiviteler son derece keyifli ve faydalı olacaktır.

KENDİNİZE ZAMAN AYIRIN. Okul, hastane, iş, ev derken kendinize ayıramadığınız zamanı bu dönemde ayırmanız daha sonraki döneme daha bilinçli, zinde ve istekli başlamanızı sağlayacaktır. Bu fırsatı kaçırmayın.

TEMAS YOLUYLA BULAŞAN HASTALIKLARDAN KORUNMA YOLLARINI ÖĞRENİN. Dönemsel değil her zaman hastalıklardan korunmak için stratejiler oluşturun. Virüsler uygun ısı, nem ve besin bulduklarında hızlıca ürerler. Bildiğimiz bazı tedbirleri bir kez daha hatırlamakta fayda var: Tuvalet ve yemek öncesi ve sonrasında, dışarıdan eve gelince eller sabun ve su ile 30 sn yıkanıp kurutulursa mikrobun üreme ortamı kontrol altına alınmış olur. Öksürürken, aksırırken ağzın kapatılması önemli. İçme sularının kalitesi de. Çiğ sebze ve meyveler akan su altında yıkanmalı ve iyice pişirin. Çiğ süt tercih ediliyorsa gerektiği kadar kaynatılmalı. Gıda maddeleri mümkün olduğunca taze tüketilmeli. Günlük rutinde kullanılan fırça, tarak, bardak gibi eşyalarınızı kişiselleştirilmeli. Kapalı ortamlar sık sık havalandırılmalı…

ÇOK ACİL OLMADIKÇA SAĞLIK KURULUŞLARINA BAŞVURMAYIN: Kendinizde ya da çocuğunuzda hastalık ile ilgili belirtilerin olduğuna gerçekten inanıyorsanız her şehirde devletin belirlediği hastanelere başvurabilirsiniz. Bu durum dışında hastaneye gitmeniz, acil vakaların tedavilerini aksatabilir sizin de salgın hastalık mikrobu ya da başka bir mikroba maruz kalmanıza neden olabilir. Bu dönemde çocuğunuzun ve kendinizin sağlığına dikkat etmeniz, kalabalık ortamlardan uzak durmanız ve uzmanların önerilerini uygulamanız en doğrusu olacaktır. Hayat tekrar normale döndüğünde belirleyeceğiniz terapi ortamında hijyenik özen konusunda seçici olun.

COVID-19 VİRÜSÜ İÇİN ÖZEL YAPILMASI GEREKENLERİ ÖĞRENİN. Doğru bilgiye ulaşmak ve panik yapmamak şu dönem için içinizi rahatlatır. 7 yaşından daha küçük çocuklarda bilgi kirliliğini ve endişeyi önlemek için aşağıda linki bulunan web sayfası Manuela MOLINA tarafından hazırlanmış. Çok sayıda dile çevrilmiş. (Büyük hizmet…) Siz de Türkçe olarak okuyup çıktısını alıp boyamanız, içini doldurmanız yararlı olabilir. Çünkü ebeveyn olarak endişeli olursanız çocuk da endişelenir, huzursuzlanır. https://www.mindheart.co/descargables

İlerleyen günlerde sizlerle evde yapabileceğiniz aktivitelerden örnekler içeren yazılar paylaşacağım

https://acilafet.saglik.gov.tr/TR,64512/korona.html
YAZILARIM

W OTURUŞU

Ailelerin belki de en çok zorlandığı konu bebekleri/çocukları için en doğrunun ne olduğunu hangi kaynaktan öğrenebileceklerini bilememeleridir. Oyunun yararlarının bile son 30 yılda önemsenmesi bebeğin gelişim aşamalarının da önemini arttırdı. Sosyal medyada takip ettiğim kişilerin paylaşımlarında bazı çocukların “W Oturuşu” denilen pozisyonda oturduğunu gördüm. Bu nedenle bu oturuşun nedeni, zararları ve düzeltme yollarını yazmak istedim. Etkilerini bilirseniz etrafınızdaki kişileri bilgi vererek uyarabilirsiniz.

Bebekler oturmaya ilk başladığında “halka oturuşu” ile dengelerini sağlamaya çalışır. Emeklemenin başlaması ile kalça kasları zayıf ve kalça eklem hareket açıklığı normalden fazla ise bebek emeklerken arkaya doğru oturur ve w oturuşu oluşur. Bebek için bu duruş kolay gelir.

W OTURUŞUNUN ETKİLERİ:

Kalçanın Yapısal Anormallikleri: Oturuş şekli değiştirilmezse kalça eklemi normalden daha fazla içe dönme açısına sahip olur. Kalça dışa dönmemeye başlar. Zamanla diz alt kısmında “tibial torsiyon “ denen kemiğin dönme problemi ortaya çıkar ve yürümeye başladığında çocuk içe doğru basarak yürür.

Eklemlerde Stres Yaratması: Eklemler ve kaslar üzerinde W Oturuşu stres oluşturacağı için uyluk kemiğinin baş gelişiminde anormallik oluşmasına ve kalça çıkığına yatkınlığa neden olabilir.

Kötü Denge ve Zayıf Çekirdek Kas Kuvveti: W oturma, bacakları düz ya da çapraz olarak otururken kullanılan çekirdek kasların kullanımını engellediği için bu kaslar zayıf kalır. Koşamaz, tek ayak üzerinde duramaz, tek ayak üzerinde zıplayamaz. Otururken sırtı kambur, dizleri birbirinden ayrık bir şekilde durur. Bağdaş kurmak zor ve/veya ağrılı bazen de imkansızdır. Sırt ve karın kaslarının(çekirdek kaslarının) güçlenmesinde gecikme olur.

Yürüme Bozukluğu: Bu oturuş şekli, kalçanın içe dönme açısında artma, dışa dönme açısında ise azalma nedeniyle güvercin parmak (pigeon toed) ve parmak ucu yürüyüşe zemin hazırlar.

Lateralizasyon (baskın taraf elin tercihi) Gelişmesini Olumsuz Etkiler: W-oturuşunda çocuk oynarken en yakın elini kullanarak aktivitelerini yapar. Bu durum dominant elin karar mekanizmasını etkiler.

Kaba Motor Aktivitelerde Zorlanma: Çocuk küçükken çok belirti vermese de ileride koordinasyon bozukluğu, denge kaybı, aktivitelerde çabuk yorulma vb belirtiler artık durumun önem arz etmeye başladığını gösterir.

Gövdenin Dönme Hareketlerinde Azalma: Leğen kemiğinin arkaya doğru eğimli olmasına neden olan bu pozisyon sırt kaslarının uzamasına ve zayıflamasına neden olacağı için gövdenin sağa ve sola dönme hareketlerinde azalma ve limitlenmeye neden olur.

Orta Hattı Çaprazlama Hareketinde Azalma: Gövdenin dönme hareketi, orta hattı çaprazlama için çok önemlidir. Gövde dönüşleri ve bilateral (iki taraf elin) koordinasyon, ince el becerilerinin gelişiminde çok önemlidir.

Azalan Aktivite Düzeyi: Çocuklar W-Oturuşunda , doğrudan önlerindeki oyuncaklarla oynarlar. Diğer oturma pozisyonlarında gerekli olan diğer yana veya sağa sola geçiş öğelerini yapmazlar. Bu nedenle ihtiyaç duyulan becerilerini geliştirebileceği ortam yaratılmamış olur.

Yetişkinlikte Bel Ağrısı: Yapılan bir çok araştırma çocukluk dönemindeki W-oturuşunun zayıf gövde ve sırt kasları ile kötü duruşa neden olmasından dolayı %50 oranında bel ağrısı çektiğini ortaya koymuştur.

Peki ne yapabiliriz?

Alternatif oturuş pozisyonları tercih etmek. Terzi Oturuşu (ayak tabanlı yapışık, dizler yere yakın), Çapraz Oturuş, Uzun Oturma (dizler düz, bacaklar ayrık), Yan oturuş( dizler bükülü, ayaklar bir tarafta), Sandalyede Oturma(çocuğa uygun yükseklikte, ayak tabanları yerde), Yüzüztü yatış Pozisyonu gibi alternatif pozisyonları tercih etmesi teşvik edilmelidir. Zorlanma olsa da takibi bırakmamak önemlidir.

Çekirdek kas kuvvetini artıracak egzersizler ve aktiviteler yapmak. Daha önceki yazılarımdan çekirdek kas kuvvetinin önemini ve örnek kuvvetlendirme egzersizlerini okuyabilirsiniz.

Kalça kaslarının gerilmesi ve güçlenmesini sağlayan egzersizler ve aktiviteler yapmak.

Sözel uyarılarla doğru oturuşu desteklemek. Ayalarını çapraz bağla ya da bacaklarını uzat şeklinde düzgün oturuşu sağlanmalı.

Fizyoterapistten yardım almak. Fizyoterapistin detaylı değerlendirmesi sonucu kişiye özel egzersiz programı ve ev düzenlemeleri yapılmalı.